Atacama Çölü

25 11 2013

Öncelikle fotoğraflar için:

https://picasaweb.google.com/gulenandmurat/SanPedroDeAtacama

Güney Amerika gezimizin masalsı kısmına geçiyoruz yavaş yavaş. İstikamet San Pedro de Atacama, yani Atacama Çölü’nün bulunduğu kasaba, yani dünyanın en kurak yeri.

3000 metre yükseklikte sınırı geçiyoruz. Efsanevi yükseklikler için de bir intro oluyor bizim için. Pasaportları çaldırdıktan sonraki ilk sınır geçişimiz olduğu için biraz heyecan yaşıyoruz ama neyse ki sorun olmuyor.

San Pedro de Atacama kumun, tozun içine kurulmuş bir yer. Buradaki herkes turizmle uğraşıyor bir şekilde. Biraz da nasıl desem, herkes uçmuş bir halde.. Köpeklerin bile kafası güzel sanki :)

CIMG4245

Etrafta gezilecek çok yer var ve herkes merkezde konaklayıp her gün başka bir yere gidiyor. Her yere turla gitmek durumundasınız, toplu taşıma falan yok…

İlk durağımız tabi ki de Atacama Çölü oluyor. Burada en önemli yer Moon Valley. Dünya üzerinde Ay’ın yüzeyine ve hava yapısına en fazla benzeyen yer burası olduğu için Nasa Ay’a gönderilecek araçları burada test ediyor.

En güzel güneş batışlarından birinin de burada olduğu söylendiği için güneşi de çölde batırıyoruz. Kumullardan birine tırmanıp izliyoruz… Etraftaki kayalar renk renk bir hale geliyor.

CIMG4331

Kasabaya döndüğümüzde önce bir yemek yiyoruz. Yemek yediğimiz yerde deprem oluyor ve bizim dışımızda kimse depremi umursamıyor. Onlar için alışıldık bir olay. Zaten mekanlar ufak ahşap barakalar gibi. Sonrasında Dünya Kupası’nın finalini izliyoruz. Barda her milletten insan var. İspanya ve Hollanda oynuyor. Hollanda maçı alıyor… Dünya Kupası macerasını da burada bitiriyoruz.

Bu arada, hava o kadar kuru ki. Sadece %5 nem var. Santiago’da evinde kaldığımız hostumuz Atacama Çölü yakınlarındaki Antofagasta şehrinde çalışıyordu ve havanın kuruluğu dolayısıyla kot pantolon giyemediğini, canının acıdığını söylüyordu. Bunu biz de tecrübe ettik. Hatta o kadar kuruduk ki yüzümüz kırıştı, yaşlandık adeta.

2. günümüzde “Geysers de Tatio”ya gidiyoruz. Gayzerler belli bir saatte püskürüyor ve bu saat güneş doğuşuna yakın. Bu yüzden daha güneş doğmadan yola çıkıyoruz. Havada nem olmadığı için gündüz ve gece arasında sıcaklık farkı çok yüksek. Sabah -12 derecede yola çıkıyoruz. Çok sevimli bir rehberimiz var. Aralıksız konuşuyor. Biraz olsun ısınalım diye kahve veriyorlar ama yine de titriyoruz. Gayzerler dev püskürüyorlar.

CIMG4319

Dönüşte doğal bir termal havuzda duruyoruz. -12 derece havada Murat ve Engin o sıcak havuza giriyorlar. Havuz iyi sıcak da girerken ve çıkarken soğuktan titriyorlar. Bense onları izlerken çok eğleniyorum.

CIMG4337

CIMG4355

Kasabaya dönerken ilk lamalarımızı görüyoruz. Bir de tavşanın biraz daha değişiği bir hayvanla karşılaşıyoruz. Tavşan görünümünde fakat pofidik uzun bir kuyruğu var.

CIMG4361

CIMG4519

15-20 kerpiç ev ve bir kiliseden oluşan bir köyde duruyoruz. Burada ilk defa bir lamayı sevme imkanım oluyor ve itiraf ediyorum. Lamaların içi boş. Meğer o kadar pofidiklermiş ki, tüylerini bastırınca minicik bir hayvan kalıyor. Tüyleri aşırı yumuşak. Kısa bir süre sonra etinin de çok yumuşak olduğunu öğreniyoruz çünkü lama şiş yiyoruz.. Nefis..

CIMG4506

CIMG4497

San Pedro de Atacama’dan Bolivya’nın Sucre şehrine 4×4 jiplerle yapılan bir safari var. Bu safariye kayıt oluyoruz. Safari planında 4500 mt’de konaklama, 4800 metrelerde gezinme gibi atraksiyonlar var. Yükseklik hastalığının bizi etkileyip etkilemeyeceğini soruyoruz. “3000 mt sınırı sorunsuz geçtiyseniz bir şeycik olmaz” diyorlar. İnanıyoruz ama aslında bizi kandırdıklarını gezi sırasında öğreniyoruz.. Detaylar bir sonraki yazıda….

Fotoğraflar için:

https://picasaweb.google.com/gulenandmurat/SanPedroDeAtacama





Salta / Arjantin

26 09 2013

Öncelikle fotoğraflar için:

https://picasaweb.google.com/gulenandmurat/Salta

Salta’yı birkaç kelime ile özetlemek mümkün: şahane yemekler, kaktüsler, değişik ağaçlar, kaktüsler, fantastik doğal oluşumlar, kaktüsler, Engin ve kaktüsler… Aslında kısaca KAKTÜSLER…

CIMG4174

Buenos Aires’ten alıştığımız üzere yine uzun bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu sefer kaktüslü (kaktüs resimli :) ) otobüslerdeyiz. Ne de olsa her yer kaktüslerle dolu olacak. Güney Amerika’da geçen 3 aylık sürede birbirimizden başka tanıdık kimseyle karşılaşmamış, konsolosluk dışında neredeyse kimseyle Türkçe konuşmamıştık. Şimdi Salta’da Engin Kaban’la buluşacaktık, bizi bekliyordu. Salta’ya gittiğimizde yine kış olmasına rağmen oldukça güneşli bir havayla karşılaştık.

Salta’da ilk iş olarak Arjantin’in maçını daha doğrusu Almanya tarafından Dünya Kupası’ndan elenmesini izliyoruz. Gittiğimiz barda içtiğimiz bira da Salta…

Salta’da özellikle kuzey Arjantin’e özgü yemekleri tatma fırsatı buluyoruz. Ağırlıklı olarak mısırla ve etle yapılmış yemekler. Hepsi yine birbirinden lezzetli. Tabi yeni yemekler denerken empanadaları ve fantastik dondurmaları ihmal etmiyoruz.

CIMG3983

Hazır üçümüz bir araya gelmişken Couch Surfing’de kalmak yerine HRS sitesinin Salta Otelleri için verdiği farklı seçeneklerden seçtiğimiz otelimize rezervasyon yapıyoruz. Marketten kocaman alışverişler yapıp otelde çılgınca yemekler yapıyoruz. Biftekler, kısırlar, patlıcan salataları, közlenmiş soğanlar ve tabi bolca şarap. Oteldekiler bize deli gözüyle bakıyorlar… Ziyafet sofraları kuruyoruz. Kısırı bol tutuyoruz ki oradaki gençler de tatsın…

Akşam için aktivitelerimizden biri de tabi ki kumarhaneler. Rulet sırasında söylenen “No mas, nada mas” sözleri aradan geçen onca zamana rağmen hala dilimizde…

Salta’daki en büyük atraksiyon etraftaki doğal oluşumlar. Zaten Arjantin’de nereye gidersek ayrı bir doğa harikası ile karşılaşıyoruz. Bu yerlerden çoğu uzakta olduğu için araba kiralıyoruz. Hoparlörlerde Yeni Türkü eşliğiyle Arjantin’in bomboş yollarında gitmek inanılmaz keyifli oluyor.

CIMG4197 (2)

Önce Dique Cabra Coral’a gidiyoruz. Burası bir baraj. Bungee jumping yapılıyor. O kadar çakma bir bungee jumping ki Murat ve benim gözümüz korkuyor, Engin gidiyor ve atlıyor. Hala yaşıyor olması büyük mucize :) Cafayate’de Quebra’da de las Conchas adında bir vadiye gidiyoruz. Burada değişik kaya formasyonları var. Tavşan, kurbağa gibi şekillerde kayalar oluşmuş. Vadinin etrafındaki yamaçlar ise rengarenk aynı kayalıkta toprağın değişik renklerini görmek mümkün, gökkuşağı gibi olmuş. Yapılardan birinin adı da Garganta del Diablo. Tarif etmektense fotoğrafını koymak daha mantıklı. Bundan önce Iguazu şelalelerinde de başka bir Garganta del Diablo ile karşılaşmıştık.

CIMG4210

Buradan Humahuaca’ya devam ediyoruz. Jujuy’a bağlı bir kasaba hatta köy hatta mahalle bile denebilir. Arkasındaki rengarenk tepeler için onlarca turist buraya geliyor. Benim içinse humahuaca mide bozulması anlamına geliyor. Zaten Güney Amerika’da sayısız kere midem bozuluyor. Genellikle evlerde ısıtma olmadığı için üşütüyorum. Bu seferki üşütmekten değil, muhtemelen yüksek rakımdan oluyor. En son yeşil kusunca Humahuaca’daki sağlık ocağına gidip “mi stomago no funcionar” şeklinde müthiş bir İspanyolca ile yine derdimi anlatıp ilaç alıyorum. Suya 30 damla damlatılıp içilen bir ilaç var. Bu her seferinde beni kurtarıyor. Döndükten sonra Türkiye’de de muadilini aradım ama ne yazık ki bulamadım.

CIMG4034

Hazır sağlık konuları açılmışken Salta’daki aşı maceramızı da anlatmam gerekiyor. Murat’ın 3. Doz Hepatit B aşısı ile benim 5. Doz tetanoz aşım Salta’ya denk geliyor. Burada aşıyı eczaneden alıp “iğneci”de yaptırmanız gerekiyor. İğneci tam olarak latin filmlerinden çıkmış bir yer. Metal bir masa, mini bir paravan ve daire daire gözlükleri olan yaşlı bir amca. Korka korka da olsa aşıları yaptırıyoruz, neyse iğnecimiz korkutuğumuz gibi çıkmıyor, aşıları doğru yere doğru şekilde yapıyor :)

CIMG4105

Gezimize geri dönersek, son olarak Arjantin’e adım attığımızdan beri içtiğimiz biraya adını veren Quilmes Harabeleri’ne gidiyoruz. Burası da kaktüsler tarafından işgal edilmiş eski bir kent. Şu an yaşayan kimse yok, tamamen kaktüslere terk edilmiş durumda.  Eskiden burada Quilmes kabilesi yaşarmış. Gece geç vakitte varıyoruz, karanlıkta kaktüslere sevgimizi gösterip otelimize geri dönüyoruz.

CIMG4147

Salta macelarımızı bu şekilde sonlandırıyoruz. Salta bizim için bir dönüm noktası oluyor. Buradan sonra gezi bizim için iyice kopuyor çünkü artık Bolivya, Peru ve Amazonlara doğru yol almaya başlıyoruz…

CIMG4163

Salta fotoğrafları için:

https://picasaweb.google.com/gulenandmurat/Salta





Cunda Mola’sı

27 08 2013

Artık blogda sadece Güney Amerika değil, başka gezilerimizi de yazacağız. İlk yazımız da bir davetle Cunda’ya yaptığımız gezi…

Geçtiğimiz haftalarda email kutumuza düşen bir mesajı ilk başlarda dikkate almıyoruz, daha doğrusu spam olabileceğini düşünüyoruz diyelim. Email AFF Reklam’dan geliyor ve özet olarak bizi, başka bloggerlarla beraber Cunda’da yeni açılan bir butik otele, Mola Cunda’ya, bir haftasonu konaklamak üzere davet ediyor. Daha sonra meraklanıp arayıp çok ciddi bir organizasyon olduğunu anlayınca geleceğimizin teyidini verip iyice meraklanmaya başlıyoruz.

Tarih yaklaştıkça, Cunda’ya, bizim de takip ettiğimiz başka blog yazarlarının da katılacağını öğreniyoruz. Bunların bazılarını şahsen, bazılarını blogları üzerinden biliyoruz. Şahsen tanımadıklarımızla da tanışmış olacağız, bir taşla çok kuş!

Gün gelince İzmir’den sabah erkenden yola çıkıyoruz, iki davetliyle beraber. İstanbul ekibi çoktan varmış, onları getiren araç otelin kapısında. Otel daha dışardan kendini beyaz konseptiyle belli ediyor. Resepsiyonda ayaküstü bazı misafirler ile tanışıyoruz bile.

Kahvaltıya oturana kadar biraz ortalığı ve odamızı inceliyoruz. Otel genel olarak göz yormayan, şık objeler, ince detaylar ve göz alıcı bir havuzla ilk dakikalardan sıradışı bir sadelik ve şıklıkta olduğunu gösteriyor. Özellikle odanın mobilya seçimi, banyonun tasarımı ve içinde şezlonglar bulunan havuzlu iç avlu, bize “iki gün hiç otelden çıkmadan da geçer” dedirtiyor.

IMAG1420

Ancak program gereği kahvaltıdan sonra tekne turu olacak. Sade ama seçmece malzemelerden oluşan kahvaltı sırasında Sırtçantalılar grubundan yakınen tanıdığımız arkadaşlarımızın yanısıra, Löplöpçüler, Canavar Keşifte, Bilinmeyen Rota gibi takip ettiğimiz blogların yazarlarıyla karşılaşıyoruz.

IMAG1401

Tekne turuna biraz zaman olmasını fırsat bilip Löplöpçüler ile beraber Cunda pazarını geziyoruz. Yemekten anlayan insanlarla Pazar gezmek gerçekten büyük keyif :)

IMAG1395

Tekne turu sırasında diğer davetliler ile de tanışma fırsatımız oluyor. Otel işletmecilerinin yakın ilgisiyle Cunda’nın soğuk sularına rağmen eğlenceli bir tekne turu yapıyoruz.

Akşam ise bizi barbekü partisi bekliyor. Bazı obur (!) arkadaşlar için açık büfe yemek gibisi yok. Yemeği yerken kendimiz dahil tüm katılımcıların elinden düşürmedikleri telefonlarıyla eğleniyoruz. Eee ekipte herkes blogger, ne yapacaksın, takipçileri devamlı canlı yayınla bilgilendirmek gerek :)

IMAG1404

 

Gece yine bir Cunda sahil turu, tabi yanımızda gurmeler olunca gecenin 11’inde de olsa bir şeyler atıştırmadan bitmiyor :)

Ertesi gün kahvaltıdan sonra tüm davetliler ile beraber Cunda ve Ayvalık turu yapacağız. Pencereleri olmayan sevimli bir sarı otobüs (Panorayvalık) bizleri alıyor. Hem lafı fazla uzatmayan, hem de sorulan detayların cevaplarını bilen rehberimizle yaklaşık yarım günlük bir tur yapıyoruz. Yolda Ayvalık’ın ünlü lor tatlısı, koruk suyu gibi özgün ürünler yapan mekanlarında durmazsak olmaz.

IMAG1426

IMAG1431

Otele döndüğümüzde artık sıcaktan iyice yorulmuş haldeyiz. Bir kısım odasına çekiliyor, bir kısım havuzda serinliyor. Ev sahiplerimiz Orçun Bey ve Çiğdem Hanım ve diğer otel çalışanları bizle yakından ilgilenmeye devam ediyorlar. Havuzda geçen muhabbet dolu birkaç saatten sonra ayrılmaya hazır olmamız lazım ama ortamın huzuru yüzünden ayrılmakta gerçekten zorlanıyoruz. Toplu bir fotoğraf çekilip istemesek de dönüş yoluna geçiyoruz.

IMAG1437

Murat





Buenos Aires 2

2 08 2013

Previously on bigezipgelelim.biz…

Kahramanlarımız pasaportlarını çaldırırlar, konsolosluk “Bi gezin gelin biz pasaportlarınızı hazırlarız.” der.. Kahramanlarımız bu arada Cordoba’nın keyfine varırlar fakat konsolosluktan ses çıkmamaktadır. Olaya el koymaya karar verirler ve Buenos Aires’e doğru 1000 km’lik yolculuk başlar. 1000 km dediğin nedir ki? Bugün var yarın yok…

Buenos Aires’e gelmeden Estefania ve Eric ile tekrar bağlantı kurduk. Bu sefer Estefania’nın evi uygun. Buenos Aires’in banliyölerinden birinde oturuyorlar. Ramos Mejia… Yine sıcak bir şekilde karşılanıyoruz.

CIMG3970

CIMG3971

İlk işimiz pasaportlarımızın peşine düşmek. Konsolosluğa gidiyoruz. Hala İstanbul’dan pasaportlarımızda kalan süre ile ilgili bilgi beklediklerini söylüyorlar. Bu arada tam da o sıralar memleket pasaportuna çip taktırıyor. Bizim yanımızda tekrar telefon açıyorlar. Yaklaşık olarak diyalog şu şekilde

-Pasaportları çalınan vatandaşlarımızın bilgileri bla bla bla

-(Israrla tarih belirtmezler) Zaten çipli pasaportlara geçiyoruz. Biraz daha beklesinler biz çipli pasaport göndeririz. Yenisinden alırlar

-(Konsolosluk görevlisi çıldırır) Beyefendi buraya kargo 3-4 haftadan önce gelmez.

-Almanya’ya gönderiyoruz 3 günde gidiyor.

-Arjantin’in haritadaki yerinden haberiniz var mı?

-?!?!?!?

Neyse en sonunda konsolosluktaki çalışanlar inisiyatif kullanarak bize eski pasaportlardan veriyorlar fakat İstanbul’dan bilgi alamadıkları için eski sürelerimiz pasaportla işlenemiyor ve biz tekrar hem defter parası hem de 1 yıllık süre için para ödüyoruz. Seyahat belgesi verilerek memlekete geri de gönderilebilirdik, en azından pasaport alabildik diye seviniyoruz.

CIMG3981

Pasaportları aldıktan sonra koşarak Peru konsolosluğuna gidiyoruz. Güzergahımızda olup da bizden vize isteyen tek Güney Amerika ülkesi Peru. Konsolosluk bir gün sonra vizeyi alabileceğimizi söylüyor. Kendimizi acındırıyoruz biraz.. İşe yarıyor, biraz bekleyin deyip vizeleri basıyorlar… Zafer kazanmış bir halde Buenos Aires sokaklarında kısa bir tur atıyoruz. Hatta o arada önceki gelişimizde göz koyup da alamadığım magneti bile bulup alıyorum. Şehirde bir farklılık var, biz Buenos Aires’ten ayrıldığımızda Dünya Kupası başlamamıştı, şimdi sokaklarda kupanın heyecanı hissediliyor.

CIMG4002

Akşam Estefaniaların evinde mangal yakıyoruz. Ben de yanına Cordoba’dan artan bulgurumla kısır yapıyorum. Güney Amerika’da bulgura “my precious” diyerek sarılıyorum zira her yerde yok. Sohbet en sonunda rakıya geliyor. Biz anasonlu bir içki diye rakıdan bahsederken Estefania’nın babası içeriden bir şişe getiriyor. Suriye’den gelen bir içki olduğunu söylüyor. Şişe neredeyse bitmiş, sonunda bir parmak kalmış. Kokudan hemen rakı olduğunu anlıyoruz. Aylar sonra bu koku bizi çok mutlu ediyor. Hemen bardağa koyuyoruz, biraz da su ekliyoruz ve tüm aile renk değişimini görünce şok oluyor. Bütün şişeyi sek içmişler meğer!!

CIMG3975

CIMG3974

Arjantin’deki rakılı gecenin sabahında Salta’ya doğru yola çıkıyoruz. Salta’da Engin’le buluşacağız. Uzun süredir bu buluşmayı bekliyoruz. Güney Amerika’da arkadaşımızla buluşacak olmak bizi heyecanlandırıyor… Salta’ya doğru giderken otobüslerdeki penguen resimleri yerini kaktüslere bırakıyor… Yoksa bu bir işaret mi?

Fotoğraflar için:

https://picasaweb.google.com/gulenandmurat/BuenosAires2





Cordoba/Arjantin

20 05 2013

Uzun, çok uzun bir aradan sonra blogu tamamlamaya karar verdim. Gezinin üzerinden neredeyse 3 yıl geçti. Özet geçmek gerekirse, geziyi 2010 Eylül’ünde tamamladık. İstanbul’dan uçağa bindikten tam 6 ay sonra Türkiye’ye geri döndük. Hatta öyle zaman geçmiş ki o arada THY daha uzun menzil gidebilen uçak almış. Sao Paulo’dan Dakar’a aktarmamız gerekmedi, direkt dönebildik. Neyse bu başka bir yazının konusu. TR’ye döndükten sonra Murat hemen işe girdi, bense 3 aylık bir tarım toplumu hayatından sonra sanayi toplumuna geçiş yaptım. Şimdilerde İzmir’de bir yandan 08:00-18:00 işlerimizde çalışırken bir yandan da dalış, bisiklet, kamp vs takılıyoruz.

Uzunca bir ara vermiştim yazıya. Hem gezinin daha heyecanlı bir hal alması hem de gezerken blog yazmanın, özellikle de özenerek bir blog yazmanın harcattığı zamanın değerinden dolayı gezi sırasında yazmayı bırakmıştım. O dönemde Twitter teknolojisiyle de tanışmamıştık henüz…

Bu kadar girizgahtan sonra bloga kaldığım yerden devam ediyorum… Zaman zaman gözümün önüne gelen görüntüleri aktarmaya çalışacağı hatırladığım kadarıyla… Neyse ki fil hafızam var da hatırlıyorum bir sürü şeyi. Bazen de elimdeki broşür ve notlara bakıyorum…

Buyrun, kaldığımız yerden, Cordoba’dan devam edelim.

Cordoba’daki hostlarımız Federico ve Flor. Minik bir evleri var. Salonlarını bize veriyorlar. İkisi de mühendislik öğrencisi. Evlerine geldiğimizde onların hafızalarımızda ne kadar yer edeceğinin farkında değiliz henüz.

Cordoba’da bizim için en büyük atraksiyon Dünya Kupası’ydı. Arjantin eleme maçlarının sonuncusunu oynuyordu. Kazanırsa çeyrek finale çıkacaktı. Dışarıda bir cafe’de Arjantinlilerle izlemeye gittik maçı. Tüm hostlarımız gibi buradaki hostumuz da futbol sevmiyordu!!! Peki bu futbol manyağı Arjantinliler neredeydi? Cafeler ve sokaklarda tabi ki…

CIMG3735b

Bir cafe’ye gidip.. Bol biralı, “Vamos Argentina!!”lı bir maç izledik ve Arjantin kazandı!! Halkın coşkusuna biz de katıldık ve sokaklara döküldük. Öyle bir ortama girdik ki sanırsınız Taksim’de yılbaşı kutlanıyor, tek farkı taciz olmaması ve her yerin mavi-beyaz olması, köpeklerin bile…

CIMG3884b

Kudurup biz de milletle coşmaya başladık. O hengamede Murat’ın cebinden pasaportlarımız çalındı, her zaman pasaportların fotokopilerini taşırken ilk defa orijinalleri yanımızdaydı. Peru vizesine başvurmak için taşıyorduk pasaportları… Neyse, şoka girip ağlaşırken 5 dk sonra aynı cepten bir de cüzdanı çaldırdık. 5-10 dk içerisinde 2 kere soyulmayı başardık!!! Daha sabahında Arjantin ne kadar güvenilir diye konuşurken akşam pasaport ve cüzdanı çaldırmak hoş(!) bir sürpriz oldu bize. İlk şoku atlattıktan sonra Federico’yu aradık. Bizi karakola götürdü. Tutanak tutturduk. İspanyolca polis raporu yazdırdık!! Bu arada da bankalarla bağlantıya geçip Murat’ın kartlarını kapattırdık. Neyse ki benim kartlarım duruyordu, sadece pasaportum gitmişti. Hemen konsolosluğa da haber verdik. Konsolosluk işlemlerin 1 hafta kadar süreceğini, o arada rahat rahat takılmamızı söyledi. Geç bir vakitte karakoldaki işimiz bittikten sonra Federico bizi eve bıraktı. Kendisi de 10-15 dk sonra geleceğini söyledi. Eve geldiklerinde ellerinde bolca biftek ve şarap vardı. Moralimiz çok bozulduğu için bize bir moral yemeği yapmaya karar vermişler.. İnceliğe bak!! Yediğimiz en anlamlı ve lezzetli etlerden biriydi. Ertesi gün de ben iade-i incelik olsun diye onlara bilmedikleri birkaç yemek yaptım. Taze fasulye, kısır vs.. Moralleri düzeltip gezimize devam ettik. Kaybettiğimiz biraz para ve pasaporttu sonuçta. İkimize de bir şey olmamıştı ve sadece 1000 km ötede pasaportlarımız hazırlanıyordu.

Cordoba’nın şehir içinde en hoşumuza giden şey binaların çok güzel aydınlatılmış olmasıydı. Bol bol gece turu yaptık şehirde.

Enteresan bulduğumuz yerlerden biri de Jesuit Crypt of the Old Novitiate’ydi. Şu an neden yapıldığını hatırlamadığım yer altı tünelleri. Hatta sanırım bir ara vebalılar bu tünellere kapatılıyor, ya da ölüleri buralara gömülüyordu. Neyse buranın enteresan olan yanı yapılış sebebi değil, unutulması. 1700’lü yıllarda yapılan bu tüneller sonradan unutuluyor. 1928 yılında yol yapım çalışmalarında keşfediliyor, hatta tünellerin birazı zarar görüyor ama bizdeki “3-5 çanak çömlek için inşaat mı durur canım!!” mantığıyla tünellerin üstüne kat kat asfalt döşeniyor. Yıllar içinde de böyle bir yapının varlığı tamamen UNUTULUYOR!! 1989 yılında telefon alt yapısında çalışma yapılırken tüneller büyük bir hayret içerisinde tekrar KEŞFEDİLİYOR!!.. O zamandan sonra da bakıma alınıp ziyarete açılıyor.

Cordoba’da beni her yerde takip eden “Human Bodies” sergisine gitme şansı da buluyoruz. Sigara içenlerin ciğerlerine bir kez daha üzülüyoruz. Benim için sergiden akılda kalan bir tek bu!

Güney Amerika gezisine çıkmadan önce, barajda çalıştığım dönemde Postcrossing’den aldığım kartpostallardan birinde enteresan bir baraj resmi vardı. Barajda bir delik vardı ve su buradan akıyordu. Sözle değil de fotoğrafla anlatmak daha mantıklı sanırım. Neyse o ara o barajın yerine bakmıştım ve Cordoba’daydı. Cordoba’ya geldiğimde bu barajı da görmeliydim kesinlikle. 1-1,5 saatlik bir otobüs yolculuğundan sonra Dique San Roque’a vardık. O deliği gördüm. Yalnız fotoğraftaki kadar heybetli değildi çünkü barajdaki su seviyesi daha düşüktü. Neyse baraj etrafında yapacak hiç bir şey bulamayıp bir sonraki otobüsle geri döndük :)

CIMG3808b

Cordoba’ya dair gittiğimiz en önemli yerse Che Guevara’nın çocukluğunda yaşadığı, Alta Gracia’daki evdi. Bu evde yılları astımla mücadele ile geçiyor. Bir yandan da günlükteki uzun seyahati öncesinde mini gezilere çıkıyor. Bu evde Motorsiklet Günlükleri’ndeki motoru da görme şansımız oldu. Villa Nydia’da tüylerimiz diken diken oluyor ve ayrılıyoruz oradan..

CIMG3879b

CIMG3924b

Cordoba’daki gezimizi yavaştan sonlandırıyoruz. Yaklaşık 10 gün kalıyoruz ve pasaportlarımızda bu arada herhangi bir gelişme olmuyor. Olaya el koymaya Buenos Aires’e gidiyoruz. 1000 km yolumuz var.

Cordoba’daki hostlarımızla Türkiye’de görüşürüz diyerek ayrılıyoruz çünkü bir sonraki sene Avrupa turuna çıkacaklar ve Fede ve Fleur yollarını biraz değiştirip Türkiye’ye geleceklerini söylüyorlar. Normalde bu tip şeyler havada kalır fakat Fede ve Flor gerçekten de geliyorlar. Biz de onları İzmir’de bir güzel gezdiriyoruz. Çeşme’ye ve Foça’ya götürüyoruz onları… Barbunun, çipuranın, rakının, rokanın dibine vuruyoruz. Kolay kolay unutamayacakları bir kaç gün geçiriyoruz birlikte….

Uzun bir yazı yazıp da hiç yemeklerden bahsetmemek olmaz. Cordoba’da locro, humita gibi Arjantinin kuzeyine özgü bazı yemekleri tatma şansımız oldu. Bir de empanada Arabe ile tanıştık. Üçgen şeklinde minik pide gibi üstü açık, kuşbaşı etle yapılan empanadalar. Limon sıkıp yeniliyor… O zamana kadar yediklerimizin en iyisi.

CIMG3823-1b

CIMG3931b

Yazının sonuna geldik… O vakit “Hasta Siempre!!!”

Gülen

Cordoba fotoğrafları için: https://picasaweb.google.com/gulenandmurat





Dünya’nın En İyi Otel Havuzları

17 12 2012

Dünya’nın En İyi Otel Havuzları

 image002

Yazın bunaltıcı havasından sıkıldınız mı? Trivago sizlere bunaltıcı sıcaklardan kaçmak için girebileceğiniz en iyi havuzlara sahip otelleri sunuyor . Uluslararası alanda yapılan seçilen bütün oteller tatilciler tarafından değerlendirmeye alınmış ve değerlendirme sonucunda %80’in üzerinde not almıştır. 

İsterseniz İsviçre’nin karlı dağlarından bakın veya Ege Denizi’nin mavi sularına. Dilerseniz Singapur’da gökdelenlerin arasında bile yer alabilirsiniz. Seçilen bütün otellerin en önemli özelliği kendilerini özel yapan havuzlara sahip olmalarıdır.  Seçilen otel havuzları insan yapısı ürünlerin doğanın güzellikleri ile nasıl da karşılaştırılabileceğinin en güzel örnekleridir.

trivago Hakkında

Tatilciler, en iyi oteller için en uygun fiyatlarla trivago adresinden bulabiliyorlar. trivago, 600,000’den fazla oteli 140’dan fazla rezervasyon sitesi üzerinden karşılaştırmanızı sağlarken, 34 milyon yoruma ve 14 milyon resme ulaşmanızı sağlar. En iyi oteli trivago’nun çeşitli filtrelerini kullanarak siz de 18 milyon kullanıcının yaptığı gibi %35 indirim ile alabilirsiniz. Ana ofisinin Düsseldorf, Almanya’da olan trivago, New York, Londra, Madrid, İstanbul, Milan, Paris ve Atina’da yan ofisleri bulunmaktadır. trivago 2005 yılında kurulmuş olup 30 ülkede faaliyet göstermektedir.

İşte seçilen havuzlar…

 

1. Marina Bay Sands (Singapur, Singapur)

 

image003

 

Beş yıldızlı Marina Bay Sand Oteli, insan elinden çıkan ve muhtemelen en etkileyici otellerden birisini sizlere sunuyor. Yerden 200 metre yüksekliğinde yer alan 3 gökdelen, birbirlerine benzersiz bir bahçe terası ile birbirine bağlanıyor. Otel içerisinde yer alan “SkyPark” adından da anlaşılabileceği gibi misafirlerine Singapur’a yukardan bakabileceği ve asansör ile çıkılan bir park ve sonsuzluk havuzunu sunuyor. 2,500 odalı otelde odalar dominant renklerle dekore edilmiştir. Otelden ayrolmadan önce otelin gurme restoranında yemek yemeği ve kumarhanesini de ziyaret etmeyi unutmayın. Günü tamamlarken de Singapur’a ait yerel içkileri Singapur manzarasına yukarıdan bakarken içebilirsiniz.

 

2. The Cambrian Adelboden (Adelboden, İsviçre)

 

image004

Dört yıldızlı Cambrian Adelboden oteli, İsviçre’nin Adelboden kasabında, Sierra dağlarının eteğinde yer almaktadır.  71 adet odanın bulunduğu otelde, odaların herbiri muhteşem dağ ve kar manzarasına bakmaktadır. Odalar, toprak tonlarında dekore edilmiş olup kahve, krem rengi ve bej tonlarındadır. Otelin çatısında yer alan havuz otele ait olup dağ manzaralıdırBu sayede ziyaretçilerine doğanın ortasında tek başına kalma hissini sağlamaktadır.

3. The Sarojin (Khao Lak, Tayland)

 image005

Beş yıldızlı Sarojin Otel, Tayland’ın en güzel noktalarından birisi olan Kahao Lak sahilinde yer almaktadır. 56 farklı oda, egzotik ağaçların, meyvelerin ve bitkilerin arasında gizlenmiştir. Odalara ulaşım sadece gizli teras bahçesi tarafından gerçekleştirilmektedir. Odalar, ziyaretçilerin kendilerini doğanın içinde hissetmeleri için doğu motifleri ile dekore edilmiş olup, ahşap ve doğal mobilyalar kullanılmıştır. Havuzun yanında dinlenebilir, ve ordan muhteşem jakuziye girebilirsiniz.

 

4. Hotel Cavo Tagoo (Mikonos, Yunanistan)

image011

Beş yıldızlı Cavo Tagoo Oteli, Mikonos’da ziyaretçilerine ferah bir atmosfer eşliğinde lüks bir tatil imkanı sunuyor. Şezlongunuzdan sonsuzluk havuzuna atlayın ve suyun boşluğa doğru akışını seyredin. Otelin atmosferi aynı adada olduğu gibi Yunan tarzında dekore edilmiş olup aynı renk paleti kullanılmıştır. Geceleri ise minimalistik ışık efektleri sakin ve muhteşem bir atmosfer sunuyor. Ziyaretçiler gün içerisinde tazeleyici kokteyllerini havuzun barında içerken tatillerinin tadını çıkartabilirler.

 

5. W Retreat & Spa Maldives (Nord Ari Atoll, Maldivler)

 image012

Lüks W Retreat & Spa Oteli Maldivler’de Nord Ari Atoll’da özel Fesdu Adası’nda yer almaktadır. Oteldek villaların hepsi Hindistan Okyanusu’nun muhteşem manzarasına bakmaktadır. Beyaz kumsala yakışacak şekilde dizayn edilen odalar geleneksel tarzda dekore edilmiş olup kültürel öğelerle doludur. Odalar ne kadar güzel olsa da her odaya ait ve okyanusa bakan havuzu otelin esas güzelliğini oluşturmaktadır. Ayrıca otelde yapabileceğiniz rüzgar sörfü, jetski, dalış ve geziler gibi aktiviteleri de yapabilirsiniz.

6. Hotel Mardan Palace Antalya (Antalya, Türkiye)

image013

Mardan Palace Oteli, Türkiye sahillerinde Antalya’da yer almaktadır. Otelde nefes kesici ve saray şeklinde 546 oda bulunmaktadır. Her odada zengin, geleneksel tarzda dekorasyon kullanılmıştır. Otelin havuzu ise 16.000m2’lik büyüklüğü ile otele ihtişam katmaktadır ve otelin havuzu dünyanın en büyük havuzları arasında yer almakta, Avrupa’nın ise en büyük havuzu özelliğini taşımaktadır. Havuzun ortasında yer alan Kız Kulesi’nin içerisinde 4 adet A’la Carte restoranda birbirinden güzel yemekler yiyebilirsiniz. Bu restoranlarla beraber 7 farklı restoran ve 11 bardan istediğinizi seçebilir, farklı atmosfer ve tatlar deneyebilirsiniz. Otelde aynı zamanda özel bir spa salonu da bulunmaktadır. Misafirler, otelin kendilerine sağladığı özel bakım hizmetlerinden yararlanabilirler.

7. Ubud Hanging Gardens (Ubud, Endonezya)

 image014

Beş yıldızlı Ubud Hanging Gardens Resort, Endonezya’nın muhteşem Bali bölgesinde yer almaktadır. Pirinç tarlalarının arasında yer alan 38 lüks villası ile Ayund Nehri’nin yanında, orkidelerin ve yerel doğal güzelliklerin yanındadır. Tropik tarzda dekore edilmiş odaları Endonezya kültürüne uygun olarak kırmızı, yeşil ve portakal tonlarındadır. Otelin havuzu iki kattan oluşmakta olup karanlıkta parlayan antrasit taşlarından oluşmaktadır. Ziyaretçilere özel olarak sunulan her havuz, doğal renkli suyu, tropik atmosferi ile dinlenmek ve rahatlamak için mükemmeldir.

 

8. The Joule Dallas (Dallas, ABD)

 image015

Joule Dallas oteli Teksas’da, Dallas’ın tam ortasındadır.  Meşhur güney gecehayatından sadece birkaç adım uzaklıkta olan otel, hem iş hem de eğlence için idealdir. 121 odası bulunan otelde, odalar moderni minimalist ve toprak renklerinde olup kırmızı renklerle dekore edilmiştir. Şehrin güzelliğini yaşamak isteyen ziyaretçiler, terasta bulunan havuzu ziyaret edip şehrin manzarası eşliğinde havuzun tadını çıkartabilirler. Ziyaretçiler aynı zamanda otelin Charlie Palmer restoranını ziyaret edip dünyaca ünlü gurme aşçıların hazırladığı birbirinden güzel tadların keyfini çıkartabilir ve rahatlayabilirler.





Sunum & Söyleşimiz

12 01 2011

Gezimiz bittikten yaklaşık 4 ay sonra, ilk sunumumuzu Sırtçantalılar grubunun 2. İzmir Toplantısı başlığı altında yapıyoruz :)

Buluşmada önce Sırtçantalılar Grubu kurucularından arkadaşımız Engin Kaban genel bir sunum yapacak, ardından biz seyahatimizin fotoğraflı sunumunu yapacağız.

Görüşmek üzere!!!

Tarih: 13 Ocak Perşembe, saat 19.30
Mekan: Sardunya Cafe Bar -girişin üst katı-
Adres: 1482 (Muzaffer İzgü) Sk. No : 11 Alsancak İZMİR








Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 69 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: